Kafkasör Haber

Video Galeri
Foto Galeri
Web Mobil
Yazının Tarihi :   00 0000 - 02:00:00

KUR’AN-I KERİM…

Büyüt
Küçült
KUR’AN-I

Fatih ÇATMAKAŞ

                    

 

 Evet bu yazımızda bir mü’min ve müslüman olarak Kur’an-ı Kerim hakkında ne kadar bilgimiz var, Kur’anı anlamanın neresindeyiz, ne kadarından haberimiz var gibi konularda kısa bir mülahaza etmeğe çalışacağız. Çünkü bizi bizim dışımızdakiler şu anda yaşadığımız özellikle dini olan yaşantı, hal ve hareketlerimizi Kur’ani bir hayat tarzı olarak maalesef değerlendirmektedirler. Bu durum  aslında bize daha ağır bir sorumluluk yüklemekte ve aynı zamanda sürekli bir otokontrol yapmamız gerektiğini de öğütlemektedir.

 

Halbuki tarihi seyre bir göz attığımızda Kur’an yeryüzünü şereflendirdiği ilk dönemlerde hem ruhlarda, hem de akıllarda tasavvuru imkansız  izler bırakmış ve tesir icra etmiştir. Kur’an atmosferinde hayat bulan nesillerin mükemmeliyeti Kur’an hakkında başka mucizeye ihtiyaç bırakmayacak şekilde bir harikadır  ve bu insanların, dinleri, diyanetleri, ahlakları açısından benzerlerini göstermekte mümkün değildir. Bunun meyvesi olarak Sahabe nesli dediğimiz öyle bir nesil yetiştirmiştir ki bu nesil meleklere eş değerdir dense mübalağa edilmiş sayılmaz.

 

Aslında başta ‘sahabe nesli’  dediğimiz o nesil olmak üzere birçok nesil yetiştiren O Kur’an, bugünde yürekten kendine yönelenleri aydınlatmakta ve O’na ruhunu açabilenlere varlığın en mahrem sırlarını fısıldamaktadır. Evet demek ki insan Kur’an’a bir kere yürekten yönelebilse O’nun tesirinden bir daha kurtulamaz. Yani daha açık bir ifade ile izah edecek olursak hangi toplum veya fert Kur’an’a yakınlaşmış ve hayat düsturu olarak kabul etmişse yücelmiş, hangi toplum ve fertte bunun aksi hareket etmişlerse onlarda zelil olmuş ve alçalmışlardır. Değişen Kur’an veya zaman değil, Kur’an’da aynı, zamanda. Ama değişen insanların bakış açısı veya Kur’an’ı anlama noktasında uzaklaşmış olmaları gibi sebepler bu durumu izah edebilmektedir.

 

O zaman sorunun çözümü nedir ve ne olabilir diye bir soru sanki aklımıza takılıyor. Böyle bir sorunun cevabını isterseniz yine Kur’an’dan bakalım. Yasin Suresi 69-70. ayetlerinde şöyle buyurulur;

 

        

وماعلمناه الشعر وما ينبغي له ان هو الا ذكر وقرأن مبين

   

لينذر من كان حياويحق القول علي الكافرين

 

‘(Ey müşrikler; siz Benim Peygamberimi şairlikle itham ediyorsunuz ama) Biz ona şiir öğretmedik, zaten buna da gerek yok. O (indirilen Kur’an) ancak dirileri (hayatta olanları) uyarsın ve o (azap) sözü (yarın kıyamette)  kafirler aleyhine gerçekleşsin diye (gönderilmiş) apaçık Kur’an ve öğütten başka bir şey değildir.’  

 

Ne kadar açık ve net bir cevap değil mi? Aslında hiçte konuşmaya, tartışmaya gerek bırakmayan bir cevap.

 

Hani derler ki yaşantısı İslami hayattan uzak bir müslümana bir zat-ı muhterem der ki;

 

Allah’a inanıyor musun?

 

O Müslüman da derki

 

Haşa! O ne biçim soru

 

Zat-ı muhterem de der ki;

 

Ne bileyim bakıyorum da Allah yokmuş veya Allah’a inanmıyormuş gibi hareket ediyorsun da ondan dolayı böyle bir soruyu sormak zorunda kaldım.

 

Evet değerli dostlar; Kendi nefsimiz başta olmak üzere şu anda Kur’an’a bakışımız, Kur’an ile olan bağımız Yasin Suresi 69-70. ayeti kerimeler de geçen hükümlerin gereği olması gerekirken maalesef üzülerek belirtelim ki birçoğumuzun durumu  şu kısa menkıbede geçen insanın durumuna benzemektedir.  Çünkü hala biz Kur’an’ı diriler için değilde ölüler için inmiş gibi sadece o günlerde okuyoruz veya okutmağa çalışıyoruz. Onun için bizler yine Nahl suresi ayet 44’de geçen;

 

  و انزلنااليك الذكر لتبين للناس مانزل اليهم ولعلهم يتفكرون

 

’Kendilerine indirilmiş olan (Kur’an)’ı onlara açıklayasın diye bunu (Kur’an’ı) sana biz indirdik, taki böylece onlar iyice düşünsünler.’’ Anlamında ki  mana mucibince gereğini yerine getirmediğimiz müddetçe başta da ifade ettiğimiz gibi Kur’an’a olan bağımızın ve ilişkimizin nerede olduğunu bilmemiz mümkün değildir. Çünkü Allah Teala bizzat Peygamberi vasıtası ile bizim Kur’an’ı nasıl anlamamız gerektiğini öğütlemektedir ve yine bizim anlayacağımız şekilde Peygamberi tarafından açıklandığını da açıkça beyan ve tebyin etmektedir. Bundan dolayı tabiri caizse bize mazeret sürme sebeplerini de ortadan kaldırmış olmaktadır. Onun için bize düşen Bakara Suresi 286. Ayetinde geçen;

 

لا يكلف الله نفسا الا وسعها   ‘’Her nefis sadece gücünün yettiğinden sorumludur’’ manası gereğince hareket ederek yukarıda zikretmiş olduğumuz bilgiler doğrultusunda hareket ederek gücünün gereği Kur’an’ı anlamaya çalışmalıdır ve bu anlamda bir Müslüman olarak ve kendisini de sorumlu hissederek üzerine düşen görevi yapmak zorundadır.

 

Bu vesile ile gününüz mübarek, geleceğiniz aydınlık olsun….

 

Allah’a emanet olunuz..

 

 Fatih ÇATMAKAŞ

 Diyarbakır/Hazro

Sayfayı Yazdır
Print Friendly / PDF
Sosyal Paylaşım
Google
İsim Soyisim :
E-Mail :
UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Uyarı
Güvenlik kodu :
Bu habere ilk yorumu siz yapın.
YAZARA AİT DİĞER YAZILAR



Son Yorumlar
Özgür Ozan gümüşkaya
Merhaba iyi günler aile ait bir banka ıban numarası paylaşmanız mümkünmü birde gizli
Deftere Yaz
Ziyaretçi Defteri
Düşünce ve Önerilerinizi bizimle paylaşın.
SÜPERLİG PUAN DURUMU
Foother
SOSYAL MEDYA
Facebook Twitter RSS Sitemap
"Kafkasör Haber | http://www.kafkasorhaber.com/"   Tum Hakları Saklıdır. © 2019 - 2020